Eğitim DanışmanlığıÜniversiteye HazırlıkDil Öğrenim Süreci ve Yabancı Dil Hazırlık Sınıfı

13 Nisan 2021
https://www.ofisegitim.com.tr/wp-content/uploads/2021/04/yabanci-dil-blog-son-1280x800.jpg

Yabancı dil öğrenimi günümüz dünyasında kaçınılmaz bir gereklilik olmuştur. Pek çok talebe ilkokuldan itibaren 2. dil öğrenimine başlamaktadır ve öğretim hayatı boyunca ikinci dile dair sınav, sözlü gibi pek çok değerlendirme sürecine tabi tutulmaktadır. Kısacası bir talebe öğrenim hayatının önemli bir kısmında 2. dil ile haşır neşir olmaktadır...

Emir Efe

Galatasaray Üniversitesi – İktisat ’25

Bu yabancı dil ile ilgilenilen vaktin hangi koşullar altında, nasıl bir program ile, ne kadar sıklıkla harcandığı dile hakimlik açısından büyük önem arz etmektedir. Bahsettiğim durumların en basit örneklerine eminim ki çoğumuz şahit olduk ve olmaya devam ediyoruz. Mesela okula ilk adımı beraber atmış iki arkadaşı düşünün. Aynı hocalardan aynı sürede ders dinleseler veya aynı dil kursunu birlikte bitirseler bile biri hala bu konuda yetersiz ve tam olarak kendinden emin değilken diğeri ise anadili bahsettiğimiz dil olan insanlarla dahi rahatça iletişime geçebiliyor. İşte burada tam olarak az önce değindiğim dil öğrenimine ayrılan vaktin niteliği ve kapsamı önem kazanıyor. Öğrencilerin bütün akademik kariyeri boyunca sadece İngilizce veya farklı bir dilin derslerine girip çıkarak bu dili artık öğrendiği ve sınavlarda ne kadar yüksek notlar aldığından bahsetmesi fakat iş gerçek anlamda bunu kanıtlamaya geldiğinde (ör: hazırlık atlama sınavında) beklenilen sonucu alamaması ve bunca yıl boşuna eğitim aldım şeklinde düşünmeye başlaması oldukça olası.

Peki ikinci bir dili etkili şekilde kullanmayı öğrenebilmek için neler yapılmalıdır?

Yazının başından itibaren göz gezdirdiğimizde bizi fazlasıyla olumsuz bir tablo karşılıyor gibi gözüküyor. Aslında aktif öğrenci sayısının, nüfusun hiç de yok sayılamayacak bölümünü oluşturduğu ülkemizde bu durum ile karşılaşmak şaşılacak bir durum değil. Zaten dil öğrenmek ders, okul vs. gibi unsurlara mahkûm da değil. Yazının başından bu yana sözünü ettiğim doğru vakit ayırma gerekliliğini açıklayarak duruma daha çok netlik kazandıracağımıza inanıyorum.

Öncelikle yeni bir dil öğrenme sürecine girerken bilmemiz gereken temel kavramları yani dil becerilerinin ne olduğunu kafamızda oturtarak başlamak gerektiğine inanıyorum. Bu becerileri dört başlık şeklinde inceleyebiliriz;

  • Okuduğunu anlama
  • Dinlediğini anlama
  • Oral üretim
  • Yazınsal üretim

Görüldüğü üzere dil becerilerinde iki adet aktif, iki adet de pasif sayılabilecek değerlendirme unsuru var ve bunlara dil bilgisi veya kelime bilgisi dahil değil. Tabii bu iki unsur, saydığımız becerileri kullanırken işimize yarayan ögelerdir fakat sürekli olarak bu ikisi ile ilgilenmek bizi fazlasıyla yoracak ve yavaşlatacaktır. Dil bilgisi ve kelime bilgisinin daha ileri seviyelerde yetkinliklerimiz arasına katılması beklenir. Nasıl ki biz Türkçe kelime haznesi oldukça kısıtlı ve fiillerin sadece mastar halini bilen bir turistin kurduğu cümleyi anlayabiliyorsak, aynı performansı biz sergilediğimizde en azından istek ve ihtiyaçlarımızı dile getirebiliriz. Bu sebepten ötürü eğer bir dilde odak noktanız bu ikisi ise acilen değiştirmenizi öneririm.

Dil öğrenmeye karar verip ilk adımı bilinçli bir şekilde attık. Peki, seviyemiz belli bir noktaya geldikten sonra gelişimimizi devam ettirmek için ne yapmalıyız? Bu noktaya geldikten sonra üzerine düşülmesi gereken husus pratik yapmaktır. Pratiği sadece yabancı biriyle konuşmak olarak algılamamalıyız. Dil ile alakalı pratiği film, dizi, kitap, gazete hatta çizgi filmlerle yapabilirsiniz. Bunun yanında öğrendiğiniz dilin konuşulduğu ülkelerden birinde bulunmak, şüphesiz ki hepsinin ötesinde bir pratik yapma imkanı doğuracaktır.

Hazırlık sınıfı hangi dilde okunmalı?

Hazırlık sınıfları, Türkiye’de eğitim dili Türkçe olmayan veya yoğun bir yabancı dil programı bulunan lise ve üniversitelerde, birinci sınıfa başlamadan önce öğrenciyi hem kullanacağı dile hem de okulundaki eğitime hazırlamayı amaçlayan döneme verilen addır. İstanbul’da genel olarak İngilizce, Almanca, Fransızca ve Arapça öğretim programları bulunmakta. Hatta bazı okulların öğretim dili %100 bu diller olabilmektedir.

Günümüzde sadece İngilizce bilmek eskisi kadar avantajlı ve yeterli görülmemektedir. Bu durumun bir sonucu olarak bahsettiğimiz diğer dillere olan rağbet artmaktadır. Lisede ya da üniversitede Fransızca eğitim almış birisi Fransa’nın düzenlediği Delf (B2) ve Dalf (C1) sertifikalarından alabilmekte ve bu sertifikaların ömür boyu geçerliliği bulunmaktadır. Aynı zamanda bu sertifikalar yurt dışı olanaklarında (Erasmus, Master, Ph.D vb.) ciddi avantaj sağlarlar. Hâlihazırda İngilizcesini belirli bir seviyeye getirmiş liseli ve üniversiteliler, ikinci bir dil arayışına daha rahat ve özgüvenli şekilde girebiliyor. Özet olarak, eğer İngilizceniz belirli bir düzeydeyse bir tam seneyi farklı bir dili öğrenmek için değerlendirebilirsiniz fakat İngilizce bilmemenin size yaşatacağı bir diğer dezavantajın da farklı dilleri öğrenirken kaynakları etkili kullanamama (neredeyse her yabancı kaynak ikinci dil olarak İngilizce kullanıyor) olacağını göz önünde bulundurmanız daha sağlıklı bir karar almanızda yardımcı olacaktır.

Bu yazıda, yabancı dilin önemi ve öğrenim süreci hakkında hem kendi tecrübelerim hem de çevremde bana örnek olan kişilerin gözlemlerini bir araya getirerek konuya mümkün olduğunca açıklık getirmeyi amaçladım. Konu ile alakalı sorularınız veya danışmak istediğiniz durumlarda bana emirefe@ofisegitim.com.tr adresi üzerinden ulaşabilirsiniz.

İletişim
Kalenderhane Mah. 16 Mart Şehitleri Cad. No.:7 Fatih / İSTANBUL

Gelmeden önce randevu alın

0531 554 47 66
0553 699 04 12
Haftanın 6 Günü 10:00 - 18:00
Ofis, Cuma Günleri Tatil!
Bülten Üyeliği

X